Yaz aylarında güneşin tadını çıkarmayı, içimizi ısıtan o enerjiyi hissetmeyi hepimiz çok seviyoruz. Keyifli bir günün ardından eve döndüğümüzde, aynaya baktığımızda o can sıkıcı kuruluk ve gerginlik hissiyle karşılaşabiliyoruz. Peki güneş sonrası cilt gerginliği neden olur ve bu durumla nasıl başa çıkabiliriz? Aslında bu durumun arkasında cildimizin tamamen doğal bir tepkisi yatıyor. Güneşten gelen güçlü ışınlar cildimizin en dış katmanında bulunan ve onu bir kalkan gibi koruyan doğal yağ tabakasına zarar veriyor. Bu koruyucu tabaka zayıfladığında hücrelerimizin içinde hapsolmuş olan o değerli nem hızla buharlaşıp uçup gidiyor.
İşte o çok iyi bildiğimiz, bizi rahatsız eden derin gerilme ve kuruma hissi tam da bu nem kaybı yüzünden kaynaklanıyor. Tam bu aşamada devreye giren doğru bir güneş sonrası cilt bakımı uygulaması cildimizin kaybettiği nem dengesini ona yeniden sevgiyle geri kazandırmayı amaçlar. Kimyasal yüklerden uzak doğal bileşenlerle hazırlanan bitkisel solüsyonlar ve özel karışımlar güneşten gerilen cilt yüzeyinin nazikçe nemlenmesine ve yumuşamasına destek olur.
Güneş sonrası cilt gerginliğinin nedenleri ultraviyole radyasyonun tetiklediği bir dizi biyokimyasal reaksiyona dayanmaktadır. Güneşin UVA ve UVB dalga boyları cildin en dış tabakası olan stratum corneumdaki nem tutucu faktörleri dejenere eder. Bu dejenerasyon neticesinde hücreler arası matriste bulunan su molekülleri hızla buharlaşır ve güneşten gerilen cilt yapısı ortaya çıkar. Hücresel kuruluk sinir uçlarının hassaslaşmasına yol açarak gerginlik hissiyle birlikte batma ve yanma hissini de beraberinde getirebilir. Bu konuda Sun-Induced Changes in Stratum Corneum Function Are Gender and Dose Dependent in a Chinese Population adlı Çin halkı üzerinde yapılan bir çalışma bulunmaktadır.
Uzun süre güneş altında kalınması durumunda vücut ısı dengesini koruyabilmek amacıyla terleme mekanizmasını maksimum düzeyde çalıştırır. Terleme yoluyla kaybedilen su ve mineral miktarı cilt yüzeyindeki kuruluğun daha da derinleşmesine sebebiyet verir. Cildin nem dengesini kaybetmesi koruyucu asit mantonun pH değerini bozarak dış etkenlere karşı savunmasız bir zemin hazırlar. Güneş sonrası cilt bakımı prosedürlerinin geciktirilmesi bu olumsuz sürecin uzamasına ve cildin pul pul dökülmesine yol açabilmektedir.
Güneş sonrası cilt bakımı süreçlerinde aromaterapi uygulamaları bitkisel özlerin zengin kimyasal profillerinden faydalanarak cildin rahatlamasını destekler. Bitkilerin damıtılmasıyla elde edilen uçucu yağlar içerdikleri biyoaktif bileşenler sayesinde güneşten gerilen cildin nemli görünmesine katkıda bulunur.
Aromaterapi uygulamalarında kullanılan uçucu yağlar yüksek konsantrasyonlu yapılarından ötürü doğrudan cilde uygulanmamalı, mutlaka sabit bir taşıyıcı yağ ile seyreltilmelidir. Jojoba, aloe vera yağı, tatlı badem veya sarı kantaron gibi besleyici sabit yağlar uçucu yağların cilde nüfuz etmesini kolaylaştırırken cildi destekleyen esansiyel yağ asitlerini dokuya kazandırır. Bu sinerjik etki güneşin kurutucu etkilerine karşı cildin yumuşaklığını korumasına katkıda bulunur.
Lavanta uçucu yağı aromaterapi dünyasında en geniş kullanım alanına sahip esansiyel yağların başında gelir. İçeriğinde yüksek oranda bulunan linalil asetat ve linalool bileşikleri güneş sonrası lavanta uygulamalarının temelini oluşturur. Bu bileşenler güneş ışınları nedeniyle gerilen cildin yumuşaklık kazanmasına katkıda bulunur. Lavanta yağı güneş yanığı durumlarında doğrudan cilde tatbik edilmemeli, aloe vera jeli veya soğuk sıkım bir taşıyıcı yağ ile homojen bir şekilde karıştırılarak uygulanmalıdır.